|
Damlalarıma sızan, öfkeyle hüzün arası bir dehliz. Gördüklerimse anlamlar arasında sıkışmış birer dilsiz..
Sözcükler keşkelere sıkıştımı titretir insanı. Pişmanlıklarsa yaşadıklarından, tercihlerinden hatta yaşayamadıklarından intikam alırcasına batar içine. An gelir saniye saniye tenefüsler arasında ölürsün. Bir ömür tükettiğin manalar manasızca bakar yüzüne acıyla tebessüm eder; AHHHHları tutturtup diline nereye gideceğini bilmeden sadece gidersin.
DÜN…
Babam korku ve gururla gelir hep hatırıma. Hep onun gibi olmayı dilerdim. Yürüdüğünde yollar başka gelirdi gözüme dağlarda sırtında yamcısı belinde kamasıyla süzülürdü. Tek kelime! etrafında koşuşturan evlatları ve komşuları aslengu (aslan yürekli) dedikleri adam aslan yürekli kahraman…. O benim babam.
Avluya girdiğinde bir telaş başlardı evde vakur adımlarla selam verir, gerisini bakışlarıyla anlatırdı ya da biz anlardık artık. Kucağında sevgi öpücükleri aramak gelmezdi bile aklımıza yüzümüze baktığında sevgi akardı damarlarımıza. Bir gün elinde kuranla geldi –dizilin dedi sıraya; ip gibi altı çocuk al yanaklarıyla yan yana..Ben en küçüğüydüm evin ama ne olduğunu idrak edebiliyordum babam kuranı tek tek bizlere uzatıp asla kendi ırkımız dışında biriyle izdivaç etmeyeceğimize and verdirdi. İmtihanımızın ilk fitiliydi ettiği.
--------Aşk düştümü insanın yaşamına hesap yapamazsın sevgiden yana, sevgiliden başkasını da anlayamazsın zaten, o an telaşın sadece can ve canan oluverir. Gerisi puslu bulutlar aralığında. Elinin tersiyle itiverirsin her şeyi.
Benim sevdam öldüren bir hastalık gibi yapıştı boğazıma. Sevda ve vefa arası bir tercihe sürükledi beni. Binlerce yıl evveldi sanki, el basıp and verdiğim sebebim arkamda bir yolculuk düştü payıma; tonlarca yükle omzumda. Üzgünüm baba.
Bazen tercih yapmak zorunda kalırsınız gideceğiniz yolların hangisinin aydınlık olacağını kesmez gözleriniz ama kalbiniz iter sizi. Huzuru umut etmek bile garip gelir oysa. Çünkü hangi yolu seçerseniz seçin hep bir taraf yarım kalır. Ben çıktığım yolda babamı alamadım onu arkamda bırakıp yarene acılarımı bohçalayıp, yangınımı çeyizlerime sakladım.------
Ablam gideli üç gün oldu babam üç gündür girmedi eve döndüğünde tanıyamadım başı yerdeki adam ----bu benim babam????
Vaat ederiz bazen hesaba gerek yok doğrular bende, birdir, deriz oysa imtihanı ateşleyen fitili hiç hesap etmeyiz.
-----Hiç hesaplar mı insan musubetin bir adım ilerinde seni beklediğini peki bilse koşar mı aşkla. Gittiğim günü bilirim döndüğüm günse ne kadar itsemde bitmez hafzamda. Ahhhh!! giden benim ümitlerim…
Ana vatanımda kaç yıl kaldım bilmiyorum ama giderken gurur yüklenmişti yüreğim, babama yıllar evvelinde verdiğim söz, ablamın bir thepakla kaçması, babamın onurunu ben kurtarmıştım. Maykopa taşınıp gurur üstüne gurur almıştım bence. Kaybedeceğimi hiç hesaplamadım hem sevdiğimi hem de gençliğimi. Şimdilerde Türkiye deyim eteğimde biriktirdiğim birkaç damla gözyaşıyla işlenmiş anılar gezdirdiğim ve yanımda üç masum emanetim birde benden geçmiş gençliğim. Ah baba ben küçük kızın sevgili çiçeğin…----
Yaşamak zor, eğilip bükülmeden her daim dimdik ayakta. Kanmamak basit dünyanın çağıran seraplarına. Gideceğin yolu gideceklerinle dinlemek. Adım ki yoldaki rızayı iyi seçebilmek.
Gölgeleri bile kavuran sıcakta kuzey rüzgarları tütüyor ruhumda. Akordion sesleri geliyor genç kızların türküleri, nenejlerin ağıtları davet ediyor. Yeni woredler bekliyor beni çerkeska gitmiş genç abrekler savaş naralarıyla. Oşhamefe yürüyor üstüme çimen kokusuyla uzatırken elini elburs küskün. Terek derinden akıyor boşa geçen bir ömrü yeşertmeye davet ediyor. Gel! Gel diyor.
Ve ben!! Kafkasya ile tanıştığımda on yedim deydim elimde küçük bir valiz geriside zaten önemsiz. Ablamda kaldım bir süre sonrasında orası burası. Maykop sokaklarında sallanan rus bayrağını indirmeye çalışırken yakalandım; milliyet aşkı derya yediğim darpsa sevdayı körükleyen yalnızca. Sokaklarda kalmak yada kaldığın yeri bile tanımamak kimin umurunda, ısıtan bi kadeh votka damarlarımda.
Uyanmak; boğulmaktan kurtulmak gibi gelir bazen çamur içinde titrerken geçmişin acıyarak bakar sana, kalkacak gücü ayaklarına yükleyemezken bir omuz ararsın ya da bir el, gözyaşların yanağında.
Heyecanla gittiğim vatanıma hiç tecrübe etmediğim sigara alkol ve bir sürü haramı sırtlayarak döndüm dört koca yıl sonra. Bekleyenim yalnızca annem ve seccadem. Başı önde ruhumsa karanlıklarda.Zaman toz bulutlarıyla bir uçuşup giderken; boğazımızda acısıyla baktık kalanlara.
BU GÜN…
Babam hasta yüreğiyle başı önde thepak damadının yanında, küçük ablam 11 senedir hiç görmediği eşinin ziyaretiyle çocukları tanıştırdı tekrar babalarına. Milliyet ruhu işlenmiş gençlerse babanın yanında Kafkasya ya gitmenin arzusunda.
Duydukların duymak istediklerin değilse, önce isyanları çeker reddedersin,
Gördüklerin görmemen gerekenlerse; bu benim dünyam değil dersin,
Merhametlerin merhametsizce içini tırmalarken, sen sadece beklersin,
Sevdiklerin sevmediklerine aşkla koşarken sen inadına düşersin,
Bildiklerin, aslında bilmediklerinle gizliyse o zaman neye kahredeceğini bilemezsin.
Geçen; zaman!
Geçen; an!
Geçen; hayal!
Geçen; susamış gençliğin!
Geçen sadece; elinde boş ibriklerle çölde gezen benliğin
Babamla bir sohbettir benim özetim;
Bir düğün meclisi dönüşüydü imtihandan uyanışı. Mühim olan kimin olduğu değil! Kimlerin olduğuydu. Komşu adige gençleri, kendi sevdikleri, köyünün pşeşeleri, gençlerinin samimiyetleri ve samimiyetsizlikleri, adamların kahvede gençlere dedikleri ve demek istedikleri, kadınların çekirdek elde evlatlarına diyemedikleri. Ve kendi baş edemedikleri.
Ve Tek cümle
Ömrünün özeti,
---keşke Kafkasya da hepimizi öldürselerdi de görmeseydim bu günleri..
YARIN…
???????
بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
Asra yemin ederimki insan gerçekten ziyan içindedir. Bundan ancak iman edip iyi ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler müstesnadır .
Rasûlullah (s.a.s.)'a soruldu: "Kişinin soyunu, sülâlesini (kavmini, ulusunu) sevmesi asabiyet (kavmiyetçilik, ırkçılık) sayılır mı?" Hz. Peygamber şöyle cevap verdi: "Hayır. Lâkin kişinin kavmine zulümde yardımcı olması asabiyettir/kavmiyetçiliktir."(Ahmed bin Hanbel, 4/107, 160; İbn Mâce, Fiten 7, hadis no: 3949)
A’RAF 149 –
وَلَمَّا سُقِطَ فَي أَيْدِيهِمْ وَرَأَوْاْ أَنَّهُمْ قَدْ ضَلُّواْ قَالُواْ لَئِن لَّمْ يَرْحَمْنَا رَبُّنَا وَيَغْفِرْ لَنَا لَنَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِرِينَ
Ne zaman ki, ellerine kırağı düşürüldü (yaptıklarına pişman oldular), o zaman sapıtmış olduklarını gördüler. "Yemin olsun ki; eğer Rabbimiz bize merhamet etmez ve bizi bağışlamazsa, muhakkak biz kötü akıbete düşenlerden olacağız." dediler.
Tuğba DOĞAN
|