|
Sözün başında belirtmem gerekir ki; Evet ben birilerinin işaret buyurduğu gibi “geri dönüşçü” değilim. Tıpkı “Birleşik Kafkasya” ütopyasının herhangi bir yerinde olmadığım gibi. Sadece Anavatanımda yaşayan insanlarımızın mutlu, müreffeh ve huzur içerisinde yaşamaları için elimden gelen gayreti sarf eder, onların bu sonuca ulaşmalarından mutluluk duyarım.
Ben de “Son Vatanımda” mutlu, müreffeh ve huzur dolu bir hayat sürmenin bana yüklemiş olduğu bütün sorumlulukları beşer aklımın erdiğince yerine getirmeye çalışırım. İhanet ve kahramanlık bıçak sırtı bir yürüyüşse, bu duruşumun neticelerine de katlanmasını bilirim.
Her eylem ve söylemi “Bir ve birlik olmakla” özetleyen toplumumuz, sivil toplum kuruluşlarımız 145 yıl sonra gerçekten bu birliği sağlayabilmiş midir? Sağlayamamışsa neden sağlayamamıştır? Mutlaka, ama mutlaka sorgulamalıyız.
Başta ABD-AB-RUSYA olmak üzere G20, GBOP, Dünya Enerji koridorları ve stratejileri, NATO, Bağlantısızlar, NABUCCO, Hazar Petrolleri, Boğazlar, Ermeni meselesi, Karabağ, PKK terörizmi, uluslar arası ilişkilerin temel dinamikleri olmak üzere büyük, küçük birçok dünya devletinin “Şehvetle” takip ettiği Kafkasya koridoru, toprak olarak dünyanın en küçük, ancak strateji olarak dünyanın en büyük alanı olduğu bir yana bırakılarak, hariçteki “bir takım” Çerkesler tarafından Kafkasya üzerine birkaç alternatif şeklinde yürütülen stratejiler “havanda su dövmekten” başka bir şey olmadığı gibi, zulme susamış zalimlerin stratejilerine payanda olmaktan öte de bir şey değildir.
“Tam Bağımsızlık” sözlük anlamı ile ele alındığında, bir bayrağa ve ulusal marşa sahip olmak şeklinde tefsir edilemez. Kuzey Kafkasya’da kurulmuş ve kurulacak olan hiçbir devletin 3.dünya savaşı göze alınmadan ilan edilemeyeceğini artık anlamamız ve bütün çalışmalarımızı bu yöne kaydırmamız gerekir. Rusya’nın Osetya hassasiyeti başta Gürcistan-NATO ilişkileri olmak üzere Nabucco Projesi ile direk alakalıdır.
ABD’nin ve AB’nin uzunca bir süre Rusya’nın Gürcistan’a saldırması karşısında “sessiz kalmasını” doğru analiz eder isek bu durumu iki devletin bir birlerinden korkması değil 3.Dünya Savaşının çıkma ihtimali korkusu olduğunu düşünebiliriz. Küresel sermayenin ve Emperyalizmin en büyük korkusu, dünya nüfusunun % 85 inin 3. dünya savaşında kaybedeceği hiçbir şeyinin olmadığıdır. Haliyle bütün “turuncu devrimler” ve karşı devrimler bu mealde yürütülmektedir.
Hemen, hemen her konuda olduğu gibi; dünyanın en güçlü Kuzey Kafkasya toplumlarını barındıran Türkiye Çerkesleri olarak, dünyada baş döndürücü bir hızla gelişen bütün olay ve gelişmelerden kendimizi tecrit edip, “gönlümüzden geçenleri” “gerçekleştirilebilir” argümanlar olarak cemaatimize pompalıyor ve onları “Birlik” adı altında parçalara ayırıyoruz. Dünyanın gerçekleri ile yüzleşmemizin aciliyetini artık anlamamız gerekir.
Komünizmi, Faşizmi, Kapitalizmi ve Emperyalizmi eleştirirken, kendi yaşam stilimizi tekraren gözden geçirmeliyiz. Kendi milletimizi arzın merkezine koyarken “ötekileştirilen” insanlarında mutlaka bir millete mensup olduklarını ve kendi milletleri ile ilgili en az bizim kadar “hassas” olduklarını unutmamalıyız. “Cebri Muhacir” olmanın haleti ruhiyesi kişiyi zaman, zaman “aidiyet” noktasında sıkıntılara sokabilir, ait olduğumuz toplumla, ait olduğumuz devletin uluslar arası çıkarları çelişebilir. Bunun için Kuzey Kafkasyalı, Kerküklü, Doğu Türkistanlı veya Batı Trakyalı olmak “Devlet Bağlamında” neticeleri asla değiştirmez.
Biz, kendi “dünyamıza uygun” değişimleri talep ederken, yer kürenin en önemli buluşu olan devletin kendi stratejilerine uygun değişimleri karşısında “ya tümden ret, ya tümden kabul” goygoycularının tuzağına düşmemeliyiz.
“gupsısey psale, zıplıhi tıs” “Düşünerek konuş, bakınarak otur” - Çerkes Atasözü
Rauf AYDEMİR
|
Gupsısey psale, zıplıhi tıs.